Ana Sayfa Sağlık 19 Temmuz 2017 161 Görüntüleme

Prostat Kanseri Nedir Belirtileri Nelerdir

Ünlü sanatçı Harun Kolçak prostat kanserinden vefat etti. Erkeklerde en çok ölüm sebebi sıralamasında ikinci sırada yer alan prostat kanseri nedir, belirtileri nelerdir, tedavisi nasıl yapılır haberimizde.
Prostat Kanseri Nedir Belirtileri Nelerdir

Ünlü sanatçı Harun Kolçak prostat kanserinden vefat etti. Erkeklerde en çok ölüm sebebi sıralamasında ikinci sırada yer alan prostat kanseri nedir, belirtileri nelerdir, tedavisi nasıl yapılır haberimizde.

Prostat kanseri erkeklerde deri kanserinden sonra en sık görülen kanserdir. Kansere bağlı ölümlerde ise ikinci sırada yer alır.

Prostat kanseri ABD’de erkeklerde ikinci sıklıkta görülmektedir. Her yıl kanser tanısı konulan üç erkekten biri prostat kanseridir. Ülkemizde daha az sıklıkla görülmektedir. Prostat, erkek üreme sisteminin bir bölümüdür. Rektumun (kalın barsağın son kısmı) önünde ve mesanenin altında yerleşmiştir. İdrar akımını sağlayan üretra (idrar yolu) tarafından çevrilmiştir. Sağlıklı prostat bezi bir ceviz büyüklüğündedir. Prostat ,seminal sıvının bir kısmını üretir. Ejekülasyon esnasında seminal sıvı spermlerin dışarı atılmasını sağlar. Erkek hormonları (androjenler) prostatın büyümesini sağlar. Testisler testosteron dahil olmak üzere erkek hormonlarının esas üretim yeridir. Böbrek üstü bezi (adrenal bez) az miktarda testosteron üretir. Prostat aşırı büyüdüğü zaman üretraya baskı yaparak idrarın mesaneden penise akımını yavaşlatır ya da durdurur.

Prostat erkek genital sisteminde yer alan, mesanenin çıkımını çevreleyen ve meninin akışkanlığında rol oynayan bir salgı bezidir. Salgılamayı yapan hücrelerden ve bunlara ait destek çevre dokusundan meydana gelmiştir. Prostat kanseri bu salgı yapan hücrelerin anormal gelişimi ile ortaya çıkmaktadır. Erken dönemde tanı konamadığı taktirde prostat kanseri lenf ve kan damarları yoluyla çevre dokulara yayılır. En sık yayılım yeri çevresindeki lenf düğümleri ve kemiklerdir. Ek olarak akciğer, karaciğer ve diğer organlara da yayılabilir.

PSA (prostat spesifik antijen) testi ile prostat kanserinin erken tanısı olasıdır. PSA testinin kullanılmaya başlamasıyla birlikte prostat kanserine bağlı ölüm oranlarında azalma başlamıştır. Prostat kanserinin tanı ve tedavisi üzerinde yoğun araştırmalar devam etmektedir.

Prostat Kanseri Risk Faktörleri

Prostat kanserinin sebepleri kesin olarak bilinmemektedir. Bulaşıcı değildir, insandan insana geçmez. Araştırmalar prostat kanseri gelişme riskini artıran bazı faktörler olduğunu göstermiştir.
Yaş: Prostat kanserinin en önemli risk faktörüdür. 45 yaş altında nadir görülür. Yaşlandıkça risk artar. ABD’de 65 yaş ve üzerinde görülmektedir.

Aile öyküsü: Erkek kardeşinde prostat kanseri olanlarda risk artar.

Irk: Afrikalı Amerikalılarda beyazlardan daha yaygındır.
Belirli prostat değişiklikleri: Yüksek dereceli prostatik intraepitelyal neoplazisi olan hücreleri olanlarda prostat kanser riski artmıştır. Bu hücreler mikroskop altında anormal olarak görülürler.

Diyet: Hayvansal yağdan zengin ve et içeren gıdalarla beslenmenin bazı çalışmalarda prostat kanser riskini artırdığı gösterilmiştir.

Prostat Kanseri Belirtiler

Prostat kanserinin hiçbir belirtisi olmayacağı gibi hastalar; idrar yapma ile ilgili problemler, ereksiyon zorluğu, semende veya idrarda kan ve sırt, bel, kalça ve uyluk ağrıları ile başvurabilirler. İdrar yapma ile ilgili problemler; idrar yapamama, idrar yapmaya başlama ya da durdurmada zorlanma, sık sık idrara çıkma, geceleri idrara çıkma, idrar akımında zayıflama, kesik kesik zorlanarak idrar yapma, ağrılı idrar yapma şeklinde olabilir. Bu belirtiler kanser dışı nedenlere (prostat büyümesi, enfeksiyon gibi) de bağlı olabilir.Bu belirtiler bulunduğunda bir üroloji uzmanına başvurmanız gerekmektedir.

Prostat Kanseri Tanısı

Prostat kanserinin belirtileri ortaya çıkmadan erken tanısı için bazı tarama yöntemleri kullanılır. Bu tarama yöntemlerinin 50 yaşından sonra tüm erkeklere yılda bir uygulanması önerilmektedir:
Prostatın parmakla muayenesi: Doktor vazelinle kayganlaştırarak eldivenli parmağı ile makattan prostatı muayene eder. Prostat sert ve nodüler alanlar açısından taranır.

Kanda prostat spesifik antijen (PSA) testi: Hastanın kan örneğinde laboratuvarda PSA bakılır. PSA prostat kanseri dışında bazı hastalıklarda da yükselebilir (prostatın iltihabı ya da iyi huylu büyümesi gibi). Kanseri düşündüren herhangi bir belirti olduğunda doktor bunun kansere mi yoksa başka bir nedene mi ait olduğunu anlamaya çalışır. Bunun için detaylı bir sorgulama ve aile öyküsü alınmasının ardından prostatın parmakla muayenesi, kanda PSA bakılması, idrar tahlili gibi tetkikler yapılır. Bunların dışında aşağıdaki tetkikler de istenebilir:
Transrektal ultrason: Hastanın rektumuna bir ultrason probu konularak prostat bezindeki anormal bölgeler görüntülenir.

Sistoskopi: İnce ve ışıklı bir tüp yardımıyla üretra ve mesane görülebilir.

Transrektal biyopsi: Rektum yoluyla prostata bir iğne yerleştirilerek doku örneği alınır. Patolog mikroskop altında dokuda kanser hücrelerinin varlığını araştırır. Prostat kanserinin kesin tanısı biyopsiyle konulur.
Fizik muayene ve yapılan testler sonucu kanser bulunamazsa doktor büyümüş prostatın yarattığı belirtileri azaltmak için bazı ilaçlar önerebilir. Cerrahi yolla da prostata ait belirtiler ortadan kaldırılabilir. Bu vakalarda genellikle halk arasında kapalı ameliyat olarak bilinen transüretral prostat rezeksiyonu (TUR veya TURP) yapılır. Kanser bulunursa patolog tarafında tümörün greydi (yani normal prostat dokusundan ne kadar farklılaştığı) rapor edilir. Yüksek greydli tümörler düşük greydli tümörlerden daha hızlı büyür ve yayılırlar. Bir greydleme sisteminde G1’den G4’ e kadar kanser greydlenir. Bir başka greydleme sistemi ise Gleason skorudur. Gleason skorunda patolog kanser alanlarının her birine 1-5 arasında puan verir ve en sık iki puan toplanarak skor hesaplanır. Gleason skoru 2-10 arasında değişir.

Prostat Kanseri Evrelemesi

Tedavinin planlanması için doktor hastalığın yayılım durumunu yani evresini bilmek zorundadır. Evreleme; tümörün boyutuna, tümörün prostat dışına yayılıp yayılmadığına ve uzak yayılımına göre yapılır. Kanserin yayılımı kan testleri ve bazı görüntüleme yöntemleri ile saptanır.
Kemik Sintigrafisi: Damar yoluyla enjekte edilen az miktarda radyoaktif madde kan dolaşımı yoluyla kemiklere ulaşır. Bir makine kemiklerde depolanan radyasyon miktarını ölçer ve bir film haline getirir. Bu resimde kanserin kemiklerdeki yayılımı görülür.
Bilgisayarlı Tomografi: Bir x-ray makinesi ve bilgisayar yardımıyla vücudun iç organları görüntülenir. Daha çok karın bölgesini görüntülemede kullanılır.
Magnetik Rezonans Görüntüleme: Güçlü magnetik dalgalar yayan bir makine ve bilgisayar tarafından vücudun iç organları görüntülenir.
Prostat kanserinin evreleri aşağıda özetlenmiştir:
Evre I: Kanser rektumun parmakla muayenesiyle hissedilmez. Daha çok tesadüfen, genelde prostat büyümesi nedeniyle yapılan cerrahi müdahale sayesinde ortaya çıkar. Kanser sadece prostattadır.
Evre II: Kanser biraz daha ilerlemiştir ancak hala prostat dışına yayılım yoktur.
Evre III: Kanser prostat dışına yayılmıştır. Belki seminal veziküllere yayılmış olabilir ancak lenf nodlarına yayılım yoktur.
Evre IV: Kanser yakın kas dokulara ve organlara, lenf nodlarına, vücudun diğer bölümlerine yayılmış olabilir.

Prostat Kanseri Tedavisi

Prostat kanserli hastaların çoğu tedavileri konusunda karar vermede aktif rol almak istemektedirler. Hastalıklarının ve diğer tedavi seçeneklerinin ne olduğunu bilmek istemektedirler. Bununla birlikte tanıdan sonraki şok ve stres istedikleri her şeyi doktorlarına danışmalarını zorlaştırmaktadır. Muayene öncesi hastaların sormak istediklerini liste haline getirmesi, muayene esnasında doktorun söylediklerini hastanın kaydetmesi bu sorunu çözmede yardımcı olur. Bazı hastalar bir aile üyesi ya da arkadaşın yanlarında bulunmasını, kararda aktif rol almasını, notlar almasını veya doktoru dinlemesini isteyebilirler. Doktorlar hastayı prostat kanseriyle ilgilenen bir uzmana sevk edebilirler. Prostat kanseri tedavisiyle uğraşan uzmanlar; ürologlar, medikal onkologlar ve radyasyon onkologlarıdır. Prostat kanserli hastaların çeşitli tedavi seçenekleri vardır bunlar; cerrahi, radyoterapi ve hormon tedavisidir. Kanser tedavisi lokal ya da sistemik olabilir.

Lokal tedavi: Cerrahi ve radyoterapi lokal tedavilerdir. Prostattaki kanseri yok etmek amaçlanır. Kanser vücudun diğer bölgelerine yayıldığında lokal tedavi özel bölgelerdeki hastalığı kontrol etmede kullanılır.

Sistemik tedavi: Hormon tedavisi sistemik bir tedavidir, hastalığın yayılmasını önler.
Tedavi tümörün evresine, hastanın belirtilerine ve genel sağlık durumuna gore değişir. Yan etkiler tedavinin tipine ve süresine bağlıdır. Hastalar tedavi planını ve yan etkileri konusunda bilgilendirilmelidir. Ayrıca hastalar tedavi esnasında hastanede ne kadar kalacaklarını, ne zaman normal aktivitelerine döneceklerini, karşılaşacakları seksüel ve üriner problemleri sorabilirler.

Cerrahi: Cerrahi erken dönem prostat kanserinin en yaygın tedavisidir. Doktor prostatın tamamını veya bir bölümünü alabilir. Bazı vakalarda doktor sinir koruyucu yöntemle ameliyatı tercih edebilir. Bu tip cerrahide ereksiyonu sağlayan sinirler korunabilir. Sinirlere çok yakın büyük bir tümör varsa bu yöntem uygun değildir. Her bir cerrahi yöntemin kendine özgü yarar ve riskleri vardır.
Radikal retropubik prostatektomi: Karından bir kesi yapılarak prostat, komşu dokular ve lenf nodları alınır.
Radikal perineal prostatektomi: Skrotum ve anüs arasından bir kesi yapılarak prostatın tamamı çıkartılabilir. Komşu lenf nodları karından ayrı bir kesi yapılarak çıkartılır.
Laparaskopik prostatektomi: Karından küçük kesiler yapılarak ışıklı bir tüp yerleştirilir, prostat ve lenf nodları çıkartılır.
Transüretral prostat rezeksiyonu (TURP): Üretra yoluyla prostatın bir bölümü kesilerek alınır. Bu yolla kanserin tamamı çıkartılamaz, idrar akımını engelleyen dokular alınır.
Kriyocerrahi: Bazı merkezlerde uygulanan bir yöntemdir.
Pelvik lenfadenektomi: Prostatektomi sırasında rutin olarak yapılmaktadır. Pelvik bölgedeki lenf nodları çıkartılıp kanserin yayılımı açısından incelenir.
Cerrahi sonrası iyileşme her hastada yapılan cerrahi tekniğin türüne göre farklı zaman alır. İlk birkaç gün ağrı nedeniyle hastanın ağrı kesici ilaç ihtiyacı olabilir. Cerrahi sonrası üretranın iyileşmesi zaman alır. Mesaneden üretraya idrar akımını sağlamak için bir idrar sondası takılır. Sonda 5 gün ile 3 hafta arasında kalır. Cerrahiden sonra ilk birkaç hafta idrar kaçırma problemi olabilir ancak mesane kontrolü daha sonra tekrar kazanılır. Bazı hastalarda kalıcı impotans (iktidarsızlık) olabilir ve bazı ilaçlarla tedavi gerekebilir. Prostat alındığı için semen üretilemez ve hasta çocuk sahibi olamaz. Hastalar cerrahi öncesi hangi tip yöntemin kendileri için uygun olacağını ve yan etkilerini sorabilirler.
Radyasyon tedavisi: Radyoterapi olarak da adlandırılır, lokal bir tedavidir. Tedavi edilen alandaki kanser hücrelerini yüksek enerjili ışınlarla öldürmek amaçlanır. Prostat kanserinde erken evrelerde radyoterapi cerrahinin yerine uygulanabilir. Ayrıca cerrahi sonrası bölgede kalan tümör hücrelerini öldürmek amacıyla da uygulanabilir. İleri evrelerde radyoterapi ağrıyı hafifletmede yardımcı olur. İki çeşit radyoterapi yöntemi vardır:
Eksternal Radyoterapi: Bir makine yardımıyla radyasyon dışardan hastaya uygulanır. Haftanın beş günü hastalar bu tedavi için hastaneye gelirler.
İnternal Radyoterapi: İnce tüpler tümör içine ya da yakınına yerleştirilir, radyasyon bu tüplerden yayılır. Hastalar hastanede kalırlar ve tedavi birkaç gün sürer, hasta taburcu olurken tüpler çıkarılır.
Radyoterapi sırasında halsizlik, yorgunluk olabilir. Dinlenmek önemlidir ancak doktorlar hastalara olabilecekleri kadar aktif olmalarını önerirler. Eksternal radyoterapi alanlarda ishal, sık idrara çıkma, idrar yaparken rahatsızlık, ciltte kızarıklık veya kuruma olabilir. İnternal radyoterapinin yan etkileri daha azdır, geçici idrar kaçırma olabilir. Radyoterapi öncesi hastalar neden bu tedaviye ihtiyaç duyduklarını, tedavinin etki ve yan etkilerini, tedavi esnasında nelere dikkat edeceklerini ve normal aktivitelerine ne zaman döneceklerini bilmek istemektedirler.
Hormon Tedavisi: Prostat kanseri hücreleri gelişmek ve çoğalmak için erkek hormonlarına yani androjenlere ihtiyaç duyar. Hormon tedavisiyle tümör hücreleri androjenden mahrum kalır. Testisler en önemli erkeklik hormonu olan testosteronun esas üretim yeridir. Böbrek üstü bezleri de az miktarda testosteron üretir. Hormon tedavisi ilaçlar ve cerrahi tedaviyi kapsar.
1. İlaçlar:
Luteinleştirici hormon salgılatıcı hormon (LHRH) agonistleri: Bu ilaçlar testislerden testosteron yapımını engellerler (Leuprolid ve Goserelin).
Antiandrojenler: Erkeklik hormonlarının etkilerini bloke ederler (Flutamid, Bikalutamid, Nilutamid).
Diğer İlaçlar: Böbrek üstü bezinde androjen üretimini engellerler (Ketokanazol ve Aminoglutetimid).
2. Cerrahi: Testislerin cerrahiyle alınmasına orşiektomi denir. Orşiektomi veya LHRH agonistleri tedavisi sonrası vücutta testislerden testosteron üretimi olmaz. Bununla birlikte böbrek üstü bezi az miktarda androjen üretimine devam eder. Kalan androjen etkisini engellemek için antiandrojen ilaç almak gerekebilir. Bu tedavilerin kombinasyonuna total androjen blokajı denir. Çalışmalarda total androjen blokajının tek başına cerrahi veya LHRH analoğu kullanmaktan daha etkili olduğu gösterilmiştir. Doktorlar prostat kanserinin yayılımını hormon tedavisi ile önlerler. Kanser sıklıkla tedavi sonrası ilk birkaç yıl görülmez. Ancak zamanla prostat kanseri tekrarlayabilir. O zaman diğer tedavi seçenekleri gündeme gelir. Hormon tedavisi yaşam kalitesini etkileyebilir. En sık karşılaşılan yan etkiler; impotans, sıcak basmaları, cinsel isteksizlik ve kemik kuvvetinde azalmadır. LHRH agonisti bu belirtileri ilk zamanlarda kısa süre için artırabilir. Antiandrojenler; bulantı, kusma, ishal, meme dokusunda büyüme ve gerginlik yapabilir. Nadiren karaciğer fonksiyonlarında bozulma olabilir. Ketokanazol uzun süre kullanıldığında karaciğer fonksiyonlarını bozabilir, aminoglutetimid cilt döküntülerine yol açabilir.
Tedavisiz takip: Yaşlı ve ek sağlık sorunları olan prostat kanserli hastalarda tedavisiz yakın takip önerilebilir.
Tedavi sonrası izlem:
Tedavi sonrası vücutta kalan saptanamayan kanser hücreleri bir süre sonra kanserin tekrar ortaya çıkmasına yol açabilir. Hastalar düzenli olarak takip edilmelidir. Kontrollerde; fizik muayene, rektal muayene, laboratuvar testleri, röntgen ve biyopsi yapılabilir. Bazı gıdaların (domates gibi), ilaçların (finasterid gibi), bazı mineraller ve vitaminlerin (selenyum ve E vitamin gibi) prostat kanserini önleyebileceğine dair araştırmalar sürmektedir.
Hastalık konusunda destek: Prostat kanseri hastanın hem kendi hayatını hem de yakınlarınkini etkileyen ve baş edilmesi zor bir hastalıktır. Hastalar ailelerini kaybetmekten, iş ve günlük aktivitelerini sürdürememekten korkmaktadırlar. Tedaviler, yan etkiler, hastanede yatma süreleri de bu korku ve endişeye katkıda bulunmaktadır. Doktor, hemşire ve diğer sağlık çalışanları tedavi ve diğer konularda hastaların sorularını yanıtlayabilir. Psikolojik açıdan hastanın desteklenmesi önemlidir. Sosyal bir görevli finansal yardım, ev bakımı ve ruhsal destek konularında hastaya yardımcı olabilir. Prostat kanserli hastalar ve onların aileleriyle buluşmak, onlara bu hastalıkla baş etme yollarını ve tedavinin etkilerini öğretmek yararlı olacaktır.

Prostat kanserinin 70 yaş üzeri erkeklerin %50’sinde, 90 yaş üzerindekilerin de hemen hemen hepsinde mikroskobik düzeyde bulunduğu hesaplanmaktadır.Sağlıklı bir erkeğin hayat boyu prostat kanserine yakalanma riski yaklaşık olarak %17’dir. Yani yaklaşık olarak her 6 erkekten biri prostat kanserine yakalanmaktadır. 1980lerde PSA testinin bulunup klinik kullanıma girmesi ile hastalığa bağlı ölüm oranları azalmıştır.

Ülkemiz için kesin veriler mevcut olmamakla birlikte ABD’de yılda 250 bin erkekte prostat kanseri saptanmaktadır ve bu kişilerin %95i 45 yaş üzerindedir.

Prostat kanserine neyin sebep olduğu tam olarak bilinmemektedir. Diğer kanser türlerinde olduğu gibi genetik bir yatkınlıkla birlikte olumsuz çevre koşullarının, bu hastalığın meydana gelmesinde rol aldığı düşünülmektedir. Prostat kanseri oluşumuna katkısı olabileceği düşünülen bazı risk faktörleri şunlardır:

Yaş
Ailede prostat kanseri varlığı
Yağlı beslenme
Hormonlar
Kadmium
A ve D Vitaminleri
En önemli risk faktörleri yaş, aile hikayesidir. Normal kontroller sırasında prostat kanseri araştırılması 50 yaş sonrası tavsiye edilirken, ailede prostat kanseri mevcudiyeti varsa bu araştırmalar 40 yaş sonrasında başlatılmaktadır. Tüm prostat kanserlerinin %10’unun babadan oğla kalıtım yoluyla geçtiği tahmin edilmektedir.Prostat kanseri olan hastaların erkek çocuklarında veya erkek kardeşlerinde prostat kanserine yakalanma riski 2-9 kat daha yüksektir.Prostat kanserine özgü bir başka özellik de hastalığın latent form ve klinik aktif form olmak üzere birbirinden çok farklı karakterde, iki ayrı formunun olmasıdır. Birinci gruptaki hastalık hayat boyu hiç tanı konmadan sessiz kalabilirken, ikinci grupta prostat dışına sıçrayarak yayılan ileri evre hastalık boyutları görülebilmektedir.

PROSTAT KANSERİNİN ÖNLENMESİ
Prostat kanserinin kesin nedeni bilinmediğinden günümüzde bir çok vakada hastalığın oluşmasını engellemek mümkün değildir. Ancak son zamanlarda yapılan çalışmalar, diet ve yaşam şekli değişiklikleri ile prostat kanseri riskinin azaltılabileceğini göstermektedir.

PROSTAT KANSERİ VE YİYECEKLER
Domates içinde bol miktarda lycopene maddesi bulunmaktadır. Bazı çalışmalar lycopene tabletlerinin düzenli alımının prostat kanseri riskini % 15 oranında azalttığını gösterirken diğer çalışmalar ise domates tüketiminin kanser riskini % 26 oranında azalttığını belirtmektedir.

Soya fasülyesi vucudumuzdaki estrojen’e benzer bir madde olan phytoestrogen bitkisel maddesini içerir. Soya fasülyesinin psa seviyelerini düşürdüğü ve soya tüketimi yüksek olan toplumlarda prostat kanser oranlarının düşük olduğu bilinmektedir.

Balık yağı Omega- 3 yağ asidi açısından oldukça zengindir. Omega-3 yağ asitlerinin kalp hastalıkları ve kanser üzerine koruyucu etkilerinin olduğu bilinmektedir. Omega-3 yağ asitleri en çok somon, tuna balığı gibi soğuk deniz balıklarında bulunur. Malesef ülkemiz sularında bulunan balıklar omega -3 yağ asitleri açısından fakirdirler.

Vitamin ve Mineral Takviyeleri, bazı çalışmalar düzenli olarak alınan 50 mg E vitamini’nin prostat kanseri riskini azlttığını söylese de etkisinin olmadığı yönünde de yayınlar mevcuttur. Bir mineral olan Selenyum maddesininin de prostat kanseri riskini azalttığı öne sürülmektedir.

SELECT çalışması: Selenyum ve E vitaminin prostat kanseri üzerine olan etkileri SELECT (Seleniun and Vitamin E Cancer Prevention Trial) çalışması ile araştırılmaktadır. Bu çalışmaya yaklaşık olarak 35.000 kişi alınmış ve çalışmanın sonuçlarının önümüzdeki yıllarda neticelenmesi beklenmektedir.

Mantarlar tümör büyümesini engelleyen ve PSA seviyesini düşüren Selenyum maddesini bol miktarda ihtiva etmektedirler.

Sebze ve Meyve’den zengin beslenme, Meyveler vucutta prostat kanseri riskini azalltığı bilinen D vitamini’nin üretimini arttırmaktadırlar. Brokoli ve Bürüksel lahanasının prostat kanseri riskini azalttığı bilinmektedir.

Yeşil Çay, özellikle polyphenollerden zengindir. Bu maddenin kanser hücrelerinin gelişimini yavaşlattığı, ayrıca yeşil çayın kanser hücrelerinin saldırganlığını arttıran polyamin maddesini azalttığı öne sürülmektedir.

PROSTAT KANSERİ VE SPOR
Düzenli egzersiz yapıldığında kilo kaybına yol açar ve prostat kanseri riskini azaltmaktadır. Yapılan çalışmalarda egzersiz’in vucut testesteron seviyelerini azalttığı ve psa seviyelerini düşürdüğü gösterilmiştir.

PROSTAT KANSERİNDE TIBBİ TEDAVİLER
Prostat kanseri’nin oluşumunun engellenmesi amacıyla bazı çalışmalar yapılmıştır. Bunlar arasında en bilineni PCPT (Prostate Cancer Prevention Trial,) çalışmasıdır. Bu çalışma yaklaşık olarak 18.000 hasta üzerinde yapılmış, hastaların yarısına hiç bir tedavi verilmemiş (plasebo grubu), diğer yarısına ise (tedavi grubu) Finasteride (proscar™) yaklaşık olarak 7 yıl süreyle verilmiştir. Finasteride vucutta testesteronu dihidrotestesterona dönüştüren 5 alfa redüktaz tip II enzimini bloke eder. Böylece vucutta dihidrotestesterone seviyesinin azalması ve prostat kanserinin oluşumunun engellenmesi amaçlanmaktadır. Çalışmanın sonunda finasteride alan hastalarda prostat kanseri görülme oranı almayanlara oranla %25 oranında azalmıştır. Ancak finasteride alan grupta daha saldırgan prostat kanser tipleri saptanmıştır. Bunun sebebi halen tam olarak bilinmemektedir ve tartışma konusudur. Bu yüzden finasteride tedavisi bütün doktorlar tarafından benimsenmemekte ve düzenli olarak uygulanmamaktadır. PCPT çalışmasının uzun dönem sonuçları halen beklenmektedir.

Halen yürütülmekte olan bir diğer çalışma ise REDUCE ((Reduction by Dutasteride of Prostate Cancer Events) çalışmasıdır. Bu çalışmada prostat kanserinin oluşumunun önlenmesi amacıyla hastalara Dutaseride tedavisi verilmektedir. Dutaseride (Avodart™) yine Finasteride grubundan testesteronu dihidrotestesterona dönüştüren 5 alfa redüktaz enzimini bloke eden bir ilaçtır. Ancak Dutaseride Finasteride göre 5 alfa redüktaz enziminin her iki tipini de (Tip I ve II) bloke eder.

PROSTAT KANSERİNDE KAÇINILMASI GEREKENLER
PROSTAT KANSERİNDE KAÇINILMASI GEREKEN GIDALAR
Yüksek yağ oranı ve kırmızı et içeren yiyeceklerle beslenen kişilerde prostat kanseri daha yüksek oranda görülmektedir.

Aşırı miktarda kalsiyum alınması prostat kanserine karşı koruyucu özelliği bulunan D vitamin’in vucuttaki sentezini azaltmaktadır.

PROSTAT KANSERİ VE ŞİŞMANLIK
Şişman kişilerin veya diğer bir deyişle vucut kitle indeksi 32.5 ve yukarısında olanlarda prostat kanser hastalığı daha agresif seyretmektedir. Vucut yağ kitlesinin içinde depolanan leptin gibi proteinler ve insulin benzeri büyüme faktörü gibi hormonlar şiman hastlarda prostat kanserinin ilerlemesini arttırmaktadır.

PROSTAT KANSERİ VE KOLESTEROL
Yapılan çalışmalar yüksek kolesterol seviyeleri ile prostat kanseri arasında bir bağlantı olduğunu göstermektedir. Kötü kolesterol veya medikal adıyla LDL (low-density lipoprotein), dihidrotestesteron seviyelerinin yükselmesine ve prostat kanserinin daha saldırgan ve hızlı seyretmesine yol açar. Ayrıca kolesterol’ün hücre içerisinde özellikle de prostat hücresinde birikmesi kanser hücrelerinin ilerlemesine yol açan sinyaller oluşturabilmektedir.

PROSTAT KANSERİ VE SİGARA
Sigara kullanımının prostat kanser hücrelerinin büyümesini arttırdığı bilinmektedir.

PROSTAT KANSERİ SEMPTOMLARI
Lokalize prostat kanseri hiçbir belirti vermeden gelişebilir. PSA dönemi öncesinde, prostat kanseri tanısı ancak parmakla rektal muayenede hissedilebilecek kadar büyük bir nodul oluştuğunda, veya iyi huylu prostat büyümesi nedeni ile opere edilen hastaların çıkan dokularının patolojik incelenmesi sonrasında konulabilmekteydi.

Prosta kanseri özellikle kemiğe metastaz yaptığı zaman ağrı yapabilmektedir. Yaygın kemik tutulumu olduğunda, kan üretimi bozulacağından, kansızlık ve buna bağlı halsizlik, güçsüzlük olabilir. Daha ileri vakalarda prostat etrafındaki lenf bezleri ileri derecede büyüyerek idrar kanallarında tıkanmalara yol açabilirler. Bu durumda böbreklerde hidronefroz adı verilen şişme ve fonksiyonlarda bozulma oluşabilir.

Prostat kanserinin lokal ileri evre adı verilen aşamasında prostat ileri derecede büyüyerek idrar kanalını tıkayıp idrar akımını engelleyebilir. Mesaneye baskı yaparak ağrı ve mesane irritasyonu oluşturabilir. Bu aşamada idrar akımını rahatlatmak için operasyona ihtiyaç duyulabilir.

PROSTAT KANSERİNDE DEĞERLENDİRME
PROSTAT KANSERİNDE TANI:
Prostat kanseri sıklıkla normal checkup programları sırasında yapılan PSA kan testindeki yükselme ile saptanmaktadır. Nadiren erken dönemde semptomatik hale gelir. İdrar yapmada zorluk, akım hızında azalma, sık idrara gitme gibi şikayetler daha sıklıkla yaşa bağlı olarak prostat hacminde meydana gelen iyi huylu büyümeye aittir. Prostat kanserinin asıl büyüme yeri priferik zon (prostatın dış kapsülüne yakın kısımları) olduğu için ancak ileri evrelerinde bu tip bir tıkanıklığa ve idrar yaparken zorlanmaya neden olur. Rektal muayene sırasında ele gelen bir sertlik mutlaka biyopsi almayı gerektirir.

A. PARMAKLA REKTAL MUAYENE:

Rektal muayene ürolojide fizik incelemenin en önemli kısımlarından biridir. İnceleme esnasında üroloji doktorunuz prostatın dış yüzeyinde tümör açısından şüpheli herhangi bir sertlik yada düzensizlik olup olmadığını kontrol eder. Unutulmamalıdır ki prostat kanseri teşhis edilen hastaların %25’inde PSA düzeyi normal sınırlarda olmasına rağmen tanı sadece parmakla muayenede saptanan sertlik ve düzensizlik nedeni ile konulmaktadır.

B. PROSTAT SPESİFİK ANTİJEN (PSA):

PSA erkeklerde prostat ve üretra çevresi bezlerden salınan bir proteindir. Görevi meninin boşalma öncesi sıvılaşmasına yardım etmektir. PSA kanda proteine bağlı ve serbest olmak üzere iki formda bulunur. Serbest PSA ölçümü son yıllarda kullanıma giren ve prostat kanseri tanısını kolaylaştırmayı amaçlayan bir yöntemdir. PSA için normal değer 0-4 arası kabul edilirken, son yıllarda bu aralıkta PSA’ya sahip pek çok kanser hastası saptanması nedeniyle güvenli sınır özellikle genç hastalarda daha aşağı düzeylere çekilmiştir.

Yaşa bağlı normal PSA değerleri:

40-49 yaş: PSA ≤2.5 ng/ml
50-59 yaş: PSA ≤3.5 ng/ml
60-69 yaş: PSA ≤4.5 ng/ml
70 ve üstü: PSA ≤5.5
Yaşa bağlı PSA kullanımı ile gençlerde kanser yakalanma oranları artarken, yaşlılarda gereksiz biyopsi olasılığı düşürülmüştür. Tümör şüphesi uyandıran bazı başka PSA değerleri vardır. Bunlar:

PSA hızı: PSA’nın yıllık artış hızı 0.75 ng/ml üzerinde ise biyopsi düşünülmelidir.
PSA dansitesi: PSA değerinin prostat hacmine bölünmesi ile bulunur. PSAD = 0.15 ve üzeri durumlarda biyopsi düşünülmelidir.

C. TRANS-REKTAL ULTRASON REHBERLİĞİNDE BİYOPSİ (TRUS):

Prostat biyopsisi TRUS ile yapılmaktadır. TRUS rektal yolla uygulanan bir ultrasonografi aygıtıdır. Prostatı çok yakından gösterdiği için standart batın ultrasonuna göre avantajlıdır. Bazen biyopsi amaçlı olmadan sadece prostatı daha iyi görüntülemek amacıyla da kullanılabilir. Trans rektal ultrasona eklenen bir parça sayesinde prostat dokularında hedeflenen yerden doku örneği almak mümkün olmaktadır. Hastanın yaşı, prostat büyüklüğü, daha önceden biyopsi yapılıp yapılmadığı değerlendirilerek belli şablonlara göre biyopsi alınır.

PROSTAT KANSERİ PATOLOJİSİ: MUHTEMEL TEŞHİSLER
1. PROSTATİT
Kanser saptanmayan biyopsilerin büyük çoğunluğunda prostatit rapor edilir. Bu duruma özellikle ileri yaşlarda çok sıklıkla rastlanır ve aktif bir enfeksiyona neden olmayacağından tedavi gerektirmez.

2. PROSTATİK INTRA-EİTELYAL NEPLAZİ (PIN)
High-grade (yüksek dereceli) ve low grade (düşük dereceli) olmak üzere iki tiptir. Yüksek dereceli tipinin klinik önemi vardır. Histopatolojik olarak prostat salgı kanallarının yapısal olarak normal olduğu halde, kanalları çevreleyen hücrelerin atipik hücreler içerdiği bir durumdur. Biopsilerinde yüksek dereceli PIN saptanan hastaların tekrarlanan biyopsilerinde prostat kanseri saptanma olasılığı %30-50 arasındadır.

3. ATİPİK SMALL ASİNER PROLİFERASYON (ASAP)
4. PROSTAT ADENOKANSERİ
Prostat kanserlerinin tamamına yakını adenokanser tipindedir. Otopsi serilerinde %50 vakada prostat kanserinin histolojik olarak var olduğu saptanmıştır. Ancak çoğu hasta hastalık klinik olarak önemsiz aşamada iken kişi başka nedenlerden kaybedilmiştir. Yine de ortalama insan ömründe meydana gelen uzamalar ile her geçen gün daha fazla sayıda insan için prostat kanseri bir tehdit oluşturmaya devam etmektedir.

Prostat biyopsisi sonucu adenokanser saptandığında hastalık saldırganlık derecesine göre sınıflandırılır.En yaygın kullanılan sınıflama Gleason Skoru adı verilen bir yöntemdir. Kanser hücrelerinin dokuda ve hücresel bazda yaptıkları bozulma derecesine göre 1 ile 5 arasında puanlanırlar. (1 en iyi, 5 en kötü). Alınan örnekteki tüm kanserli materyal incelenerek hangi derecede ne yoğunlukta hücre olduğuna bakılır. En yoğun görülen iki grubun puanları toplanarak Gleason Skoru oluşturulur. Bu derecelendirmeler sayesinde tümörün prostat içerisindeki durumu hakkında ön fikir sahibi olunmaya ve böylece hastalığa uygulanacak en uygun tedavi yöntemi belirlenmeye çalışılır.

5. DİĞER PROSTAT KANSER TİPLERİ
Adenokarsinom dışındaki prostat kanseri tiplerine nadiren rastlanmaktadır. Prostat Adenokanserine oranla daha kötü seyirlidirler.

EVRELEME
Evre I: Prostatta yerleşen tümör muayenede ele gelmeyecek kadar küçüktür yada prostatın iç kısımlarında yerleşmiştir. Bu nedenle parmakla rektal muayenede tespit edilemez. Tanı PSA yüksekliği nedeniyle alınan biyopside yada idrar yolu tıkanıklığını açmaya yönelik yapılan TURP operasyonu sırasında konur.
Evre II: Tümör parmakla hissedilebilecek büyüklüktedir ancak halen prostat içerisinde sınırlıdır.
Evre III: Tümör prostat kapsülü dışına çıkmış yada meni keselerine geçmiştir.
Evre IV: Metastatik evre. Çevre dokulara yada kemik, akciğer, karaciğer gibi uzak organlara metastaz oluşmuştur.

Prostat Kanserinde Evreleme

PROSTAT KANSERİNİN TEDAVİSİ
1. SINIRLI (LOKALİZE) HASTALIĞIN TEDAVİSİ
İzlem

Cerrahi Tedaviler
Radikal Prostatektomi
Açık
Laparoskopi
Robot Yardımlı Prostatektomi

Radyoterapi
Eksternal Radyoterapi
IMRT
Brakiterapi

Krioterapi

HIFU

2. METASTATİK HASTALIĞIN TEDAVİSİ
Hormon Tedavisi

Kemoterapi

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

Son Haberler | Son Dakika